Antalya’da 15 yaşındaki kız çocuğunun ağabeyinin tecavüze uğrayarak hamile kaldığı, 6,5 aylık bebeğinin de annesi ve teyzesi tarafından düşürtülerek gömüldü...
Antalya'da 15 yaşındaki kız çocuğunun ağabeyinin tecavüze uğrayarak hamile kaldığı, 6,5 aylık bebeğinin de annesi ve teyzesi tarafından düşürtülerek gömüldüğü iddiasıyla ilgili davanın görülmesine devam edildi.
Antalya’da ilköğretim okulunda öğrenci olan D.S’nin (16), nüfus kaydında soyismi farklı olan öz ağabeyi Ç.U’nun (26) tecavüzü sonucu hamile kaldığı, olayı öğrenen teyzesi ile annesinin ise geçen yıl Temmuz ayında 6,5 aylık bebeğini ilaçla düşürterek gömdükleri iddiasıyla yürütülen soruşturma sonucu tutuklanan Ç.U. hakkında, "cinsel saldırı" suçlamasıyla açılan davaya Antalya 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edildi.
Bir yılı aşkın süredir tutuklu yargılanan sanık Ç.U, kardeşine tecavüz ettiği yolundaki iddiaların asılsız olduğunu yineledi.
Mahkeme Başkanı Mustafa Zeki Söğüt, duruşmada, mağdur kız çocuğu D.S’nin, Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğünce Antalya’da koruma altına alındığı yurttan bu yılın Temmuz ayında kaçtığı ve bir evde M.Ö. adlı başka bir kişinin cinsel istismarına maruz kaldığı yönünde, mahkemelerinde yeni bir dava açıldığını bildirdi.
Bu davadaki sanık M.Ö’nün tutuklu yargılandığını bildiren Başkan Söğüt, iki yargılamanın da aynı mahkemede olması nedeniyle davaların birleştirilmesine karar verildiğini açıkladı.
Sanık M.Ö. ile sanık Ç.U’nun avukatlarının birleştirme kararına itirazları ise reddedildi.
Mahkemenin birleştirme kararı gereği, duruşmaya getirilen diğer tutuklu sanık M.Ö. de hakkındaki tecavüz suçlamasını kabul etmedi.
D.S’nin, yurttan birlikte kaçtığı arkadaşı D.C. da duruşmada tanık olarak dinlenirken, Temmuz ayında doğum gününde eğlenmek için kaldıkları yurttan kaçtıklarını, geç saatlerde önceden tanıdığı arkadaşlarının evine gittiklerini söyledi. D.C, evinde kaldıkları arkadaşı A.G’nin yanında bulunan sanık M.Ö’nün, uyuşturucu kullandığını gördüğünü ancak arkadaşı D.S’yle ilişkiye girmediğini ileri sürdü.
Davada, kız çocuklarının kaçtıklarını bilmelerine rağmen ilgili yerlere bildirmedikleri gerekçesiyle yargılanan tutuksuz sanıklar A.G, H.D, ve R.D. de evde kız çocuklarıyla cinsel ilişki yaşanmadığını ileri sürdüler.
Öte yandan daha önceki duruşmalarda ağabeyine, başka bir kişiden hamile kaldığı gerekçesiyle "töre yüzünden öldürülme" korkusu yaşadığı için iftira attığını savunan mağdur D.S. ise duruşmaya katılmadı.
Duruşmanın bitiminde Mahkeme Başkanı Mustafa Zeki Söğüt’e seslenen sanık Ç.U, kız kardeşinin akrabaları tarafından Şanlıurfa’ya götürüldüğünü ifade ederek, "D.S’nin burada başına iş gelebilir" diye seslendi.
Başkan Söğüt, sanığın bu sözlerini kayda aldırdı.
Birleştirilen davanın duruşması sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar verilerek, eksikliklerinin tamamlanması ve tanıkların dinlenmesi için ertelendi.
Antalya’da geçen yıl G.S. adlı genç kızın polise başvuruyla ortaya çıkan olayda, evlerinin bahçesine gömülü olan 6,5 aylık bir ceninin cesedi bulunmuş, yapılan araştırmada, şikayetçi G.S’nin kız kardeşi 15 yaşındaki D.S’nin maruz kaldığı tecavüz nedeniyle hamile kaldığı, annesi ve teyzesinin ise bebeği ilaçla düşürterek, gömdükleri belirlenmişti.
Olayla ilgili Ç.U. kardeşine tecavüz ettiği iddiasıyla tutuklanırken, mağdur D.S. ile sanık ağabeyi Ç.U’nun öz kardeş olduğu ancak Suriye kökenli anne ve babalarının, çocukları farklı soy isimlerle nüfusa kaydettirdikleri belirlenmişti.
http://haber.mynet.com/yasam/tuyler-urperten-bir-tecavuz-davasi-543479-1
Translate
22 Ağustos 2013 Perşembe
20 Ağustos 2013 Salı
Çocuklarda mahremiyet eğitiminin önemi
Prof. Dr. Tarhan, mahremiyet eğitimi konusunda genel olarak yapılan bir yanlışa dikkat çekerek şunları söylüyor: “Siz eğer çocuğu çok steril bir ortamda, mikrop olmayan bir ortamda yetiştirirsiniz bu çocuk topluma ilk çıktığı anda, örneğin okula ilk gittiği gün hastalanacaktır. İlkokula gelinceye kadar evden çıkmamış, hiç başka yabancıyla karşılaşmamış, hiç mikropla teması olmamış bir çocuk birdenbire okula gittiği zaman karşısına çıkan ilk mikropta hasta olur. Çünkü bağışıklık kazanmamıştır. Aman hiçbir şeye dokunmasın, aman üşümesin, öksürmesin, hasta olmasın diyerek soğuğa, sıcağa çıkarılmamış, cam kavanozda büyütülmüş korunaklı bir çocuk topluma girdiği zaman, okula gittiği zaman, ufak bir düzen bozulduğu zaman hemen hasta olur. Onun için çocuğu toplumdan soyutlamak çözüm değil. Bunun gibi aynı şey psikolojik riskler için de geçerli. Aynı şekilde mahremiyet eğitiminde de çocuğa sadece bazı şeyleri yapmamasını söylemek, günah olduğunu söylemek doğru değildir. Çocuk, yanlışla karşılaştığı zaman ne yapacağıyla ilgili beceri kazanamamışsa, böyle durumlarla karşılaştığı zaman yanlış-doğru ayırımını yapamaz ve kolaylıkla özellikle ergenlik dönemine başladığı zaman hemen zevk tuzaklarına düşebilir. Böyle yetişen çocuk, örneğin kendisine öğretilenlerin dışında televizyonda bir görüntüyle karşılaştığında bocalayacaktır. Öğrendiğiyle karşılaştığı şey arasında belki de ikileme düşecektir. Oysa çocuğa zamanında böyle şeylerle de karşılaşabileceği, bunların doğru şeyler olmadığı, bunların yanlış olduğu nedenleri ve niçinleriyle anlatılsaydı çocuk bu görüntülerin yanlış olduğunu bilecek, dolayısıyla bir bocalama ve ikilem içerisinde kalmayacaktı. Anne-babalar mahremiyet konularında yasaklamak yerine, neden bu yanlışın olumsuz etkileri var, neden sakıncalı, neden bizim kültürümüzde böyle bir kural oluşmuş, bunları çocuğa büyük insan gibi gerekçeleriyle anlatmalı. Yasak, ayıp, günah lafı çocukta daha çok savunma duygusunu uyandırıyor, onu ters yöne itiyor. Onun için burada ayıp, günah, yasak sözünden daha çok, çocuğa bunun gerekçeleriyle doğrularını, yanlışlarını anlatmalı.”(http://www.saglikekibi.com/can/cocuk-hastaliklari/psikiyatrist-prof-dr-nevzat-tarhan-cocuklarda-ensest-iliski-yaklasimi.html)
19 Ağustos 2013 Pazartesi
Kanunlarda ensest
İtalyan Ceza Kanunu 564. maddesinde yer verdiği ensesti “aile ahlakı” (morale familiare)na karşı bir suç sayarken, Alman Ceza Kanunu “Şahsi Hale, Evlilik Birliğine ve Aileye Karşı Suçlar” başlıklı bölümde (m. 173) enseste yer vermiştir. Avusturya Ceza Kanunu ise daha farklı bir boyutta, konuyu “cinsel dokunulmazlık ve cinsel özgürlük” sorunu olarak görmüştür (m. 211). İsviçre kanun koyucusu da aileye ilişkin değerleri ön plana çıkararak, Ceza Kanununun 213. maddesinde ensesti “aileye karşı” işlenen bir suç saymıştır. Suçun kapsamı, şartları kanundan kanuna değişmektedir. Örneğin İtalyan Ceza Kanunu “skandalın alenileşmesi”ni, ön şart saymıştır.
17 Ağustos 2013 Cumartesi
Haber örneği!!!
Yargı paketindeki düzenleme enseste seyirci kalan aile fertlerinin ceza almamasını öngörüyor.
Yargı paketindeki ensest suçuna ilişkin düzenleme uzmanlarca, anayasa, Çocuk Koruma Yasası ile uluslararası sözleşmelere aykırı bulundu.

Düzenlemeye göre enseste seyirci kalan aile fertlerinin cezalandırılmayacak olmasını sakıncalı bulan Ankara Barosu Çocuk Hakları Merkezi Başkanı Avukat Şahin Antakyalıoğlu, “Çocuk lehine yapıldığı söylenen bu düzenleme, yüksek yarar, yasa, sözleşme ve eşitlik ilkesine aykırı. Çocuk 18 yaşına gelene kadar ‘Sen enseste uğramaya devam et’ gibi bir şey söyleniyor” dedi.
Yargı paketindeki ensest suçuna ilişkin düzenleme uzmanlarca, anayasa, Çocuk Koruma Yasası ile uluslararası sözleşmelere aykırı bulundu.

Düzenlemeye göre enseste seyirci kalan aile fertlerinin cezalandırılmayacak olmasını sakıncalı bulan Ankara Barosu Çocuk Hakları Merkezi Başkanı Avukat Şahin Antakyalıoğlu, “Çocuk lehine yapıldığı söylenen bu düzenleme, yüksek yarar, yasa, sözleşme ve eşitlik ilkesine aykırı. Çocuk 18 yaşına gelene kadar ‘Sen enseste uğramaya devam et’ gibi bir şey söyleniyor” dedi.
Cumhuriyet'in haberine göre düzenlemede çocuğun yüksek yararının göz ardı edildiğini ve anayasadaki diğer hükümlerle çeliştiğini kaydeden Antakyalıoğlu, BM’nin Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesi, Avrupa Konseyi Cinsel İstismar ve Cinsel Sömürü Korunmasına Dair Sözleşmesi’ne de aykırı olduğunu söyledi. Antakyalıoğlu, “Çocuk lehine yapılacak bu düzenleme, eşitlik ilkesine de aykırıdır. Çocuk 18 yaşına veya kendini koruyabilecek düzeye gelene kadar ‘Sen enseste uğramaya devam et’ gibi bir şey söyleniyor. Demek ki ‘Sen çocuğu istismar etmeye devam et’ denilecek. Aile içinde işlenen cinsel istismar, ensest, şiddet örtbas edilecek. Anayasada yer alan ‘Devlet her türlü istismardan korur’ hükmü de ihlal ediliyor. Yani devlet, ‘Bilincine varana kadar, farkında olana kadar enseste uğrayabilirsin’ diyor” değerlendirmesini yaptı.
Ensest İlişkideTaciz Edenin Uyguladığı Baskı ve Tehdit
Taciz edenin nasıl bir baskı yöntemi sürdürdüğü, tehditkâr mı, duygu sömürüsüne ya da sırdaşlık üzerine mi kurulmuş bir taciz yolunu kullandığı mağdurun ve saldırganın kişilik özellikleriyle ilgilidir. Saldırganların mağdurları, diğer yakınlarına özellikle de annelerine ve kardeşlerine zarar vermekle tehdit ettikleri görüştüğümüz kişilerce aktarılmıştır. Saldırganlar mağdurun sessizliğini korumak için her yolu deneyebiliyor. Örneğin bir babanın, taciz ve tecavüzünün ortaya çıkmaması için ne gibi yolları denediği şöyle aktarılmıştır:
''...kız evli, boşanıyor, ailesinin yanına sığınıyor evliyken. Evlenip ayrılmış ama resmi nikâhı yok. Baba evine döndüğü zaman baba işte kızına silah zoruyla bir sefer tecavüz ediyor ve eğer söylersen anneni de öldürürüm, seni de öldürürüm şeklinde baskı altına alıyor... sürekli sözlü, bakış filan, işte gel seninle dışarda konuşalım, evlilik üzerine konuşalım, bundan sonraki hayatın üzerine konuşalım şeklinde zorla dışarı çıkarıyor…” (Psikolog)
Halasını başka bir kentteki evinde ziyaret ettiği sırada, halasının kocası tarafından tecavüze uğrayan lise öğrencisi bir kız çocuğu saldırgan tarafından olayı açığa çıkardığı takdirde öldürülmekle tehdit edilmektedir. Ancak mağdurun üzerindeki bu tehdidin yanı sıra güçlü bir toplumsal baskı vardır. Mağdur saldırıdan bir başkasına bahsetmesi durumunda halasının “yuvasının yıkılmasına” neden olmaktan çekinmektir. Ne türden şiddet yaşanırsa yaşansın evliliğin sürdürülmesi yönündeki toplumsal baskı, bu örnekteki gibi, bazı durumlarda diğer baskı türlerinin önüne geçebilmektedir.
6 Ağustos 2013 Salı
Yasalarla Çocuk Cinsel İstismarı
MADDE 103.
(1) Çocuğu
cinsel yönden istismar eden kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile
cezalandırılır. Cinsel istismar deyiminden;
a) On beş
yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukukî anlam ve
sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen
her türlü cinsel davranış,
b) Diğer
çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir
nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar,
(2) Cinsel
istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle
gerçekleştirilmesi durumunda, sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis cezasına
hüküm olunur.
(3) Cinsel
istismarın üstsoy, ikinci veya üçüncü derecede kan hısmı, üvey baba, evlat
edinen, vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, sağlık hizmeti veren veya koruma ve
gözetim yükümlülüğü bulunan diğer kişiler tarafından veya hizmet ilişkisinin
sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle gerçekleştirilmesi hâlinde,
yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(4) Cinsel
istismarın, birinci fıkranın (a) bendindeki çocuklara karşı cebir veya tehdit
kullanmak suretiyle gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre
verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(5) Cinsel
istismar için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır
neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin
hükümler uygulanır.
(6) Suçun
sonucunda mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması hâlinde, on beş yıldan
az olmamak üzere hapis cezasına hüküm olunur.
(7) Suçun
mağdurun bitkisel hayata girmesine veya ölümüne neden olması durumunda,
ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hüküm olunur.
1 Ağustos 2013 Perşembe
Ensest'te Eğitim ve Sağlık Kurumlarının Rolü
Cinsel
istismarın varlığı, farklı şekillerle mağdurun aile çevresi dışına çıkarak
çeşitli kurumlarda
ilişkiye geçtiği uzmanlara yansıyabilir. Mağdur doğrudan ensest şikâyetiyle okula,
sağlık kuruluşlarına, kolluk kuvvetlerine, savcılığa ya da SHÇEK'e
başvurabileceği gibi farklı
nedenlerle bu kurumlarda bulunduğu sırada ensest ortaya çıkarılabilir. Mağdurun ensestle
ilgili olsun olmasın bu kurumlara başvurduğunda olayın ne şekilde seyredeceği, mağdurla ilk
karşılaşan uzmanın tabloyu nasıl değerlendirdiğine bağlıdır. Uzmanın değerlendirmesinin
yanı sıra mağdurun ve/veya mağdurun yanında olan yakınının tavrı da olayın seyri
için önem taşımaktadır. Bu yazıda çocukların hizmet aldığı iki temel kamu kurumunun,
eğitim kurumlarının ve sağlık kurumlarının, rolüne ve sorunlarına yer
vereceğiz.
•Okullar
Ensest
mağduru bir çocuğun okula devam etmesi, hem çocuğun istismarı anlatabileceği
bir kuruma ulaşması hem de bu kurumdaki öğretmenlerin istismarı fark edebilmesine
olanak sağlamaktadır. Ancak öğretmenlerin çalışma koşullarının elverişsizliği ve
donanımlarının eksikliği, bu olanağın çocuğun yararına kullanılabilmesine engel
olabilir. Öğretmen,
çocuğun diğer yakınları gibi, aile içerisinde cinsel istismarın olabileceğine
ihtimal
vermeyebilir.
Bu durumda mağdurun ensesti düşündüren sözlerini ve davranışlarını değerlendiremeyebilir.
Öğretmenlerin mesleki gelişimleri sadece ensest konusuyla değil, çocuk
istismarının geneliyle ilgili sistemli olarak desteklenmediğinden özellikle
meslekhayatlarının ilk yıllarında sorunlar karşısında çözüm bulmakta zorluk
yaşamaktadırlar. Bu durumda
öğretmenlerin ensest mağduru çocukla kurdukları diyalogun her aşamasında attığı adımların
doğruluğu, kendi duyarlılıkları ve çalıştıkları kurumun donanımına bağlı olarak değişmektedir. Okullarda
istismar karşısında sistemli bir uygulama olmadığından aileler gibi öğretmenler
de ensesti fark etmeyebilir, fark ettiğinde ne yapacağını bilemeyebilir,
çocuğun yararına
olabileceğini düşünerek oluşturdukları bazı stratejiler çocuğa zarar verebilir.
Bir savcının
okul kanalıyla kendilerine ulaşmış bir vakaya ilişkin aktarımı şöyledir: “…öğretmenine
anlatmıştı o, yargılamada bir olay. Öğretmeni inanmamıştı
tekrar bir başka öğretmeni, bir başka öğretmeni. Derken bir kurul halinde
öğretmenler bu işin yalan olmadığı, doğru olduğu kanaatine varıp olayı intikal
ettirdiler resmi mercilere, o şekilde baba tutuklandı.” Bu olayda
olduğu gibi mağdurun öğretmenlerce defalarca sorgulanması çocuğu yıpratmıştır.
Ayrıca böyle durumlar çocuğun korkarak ve kendisine inanılmadığını düşünerek olayı
gizlemesine de neden olabilmektedir. Bir rehber
öğretmen ise meslektaşının kendisine anlattığı bir olayda ensest mağduru bir öğrencisini
yönlendirmede nasıl zayıf kaldığını şu sözlerle anlatmıştır: “...sekizinci
sınıfta bir öğrencisiydi... görüşmeler ilerledikçe altından böyle bir
vaka çıktığını anlattı. Bunu babasının yaptığını anlattı. Babasının çok baskıcı,
otoriter, kesinlikle ama kesinlikle ortaya çıkarsa çocuğu öldürebilecek yapıda falan
olduğundan bahsetmişti... ve kendisini çaresiz hissettiğini... bir yere yönlendiremediği
ve böyle bir durumla kendi başına mücadele etmek durumunda kalışından
bahsetmişti. Onu dinleyerek en azından biraz katkı sağlamaya çalışıyorum
falan demişti.” Öğretmenlerin
çocuğun ve kendilerinin güvenliğinin tehdit altında olduğuna inandıkları
durumlarda verdikleri rehberlik hizmeti, olayı açığa çıkarmak yönünde adım atmak,
çocuğu ve aileyi bu yönde adım atmaya yönlendirmek yerine çocuğa dert ortağı olmakla
sınırlı kalabilmektedir. Aile dışından biriyle paylaşılmasına rağmen istismar
olayının devam
etmesi, saldırganın cesaretini, mağdurun ise çaresizlik hissini arttıran bir
durumdur. Öğretmenler
olayın açığa çıkmasının yaratacağı tepkiden de kaygı duyabilmektedirler. “...ben
bunları yavaş yavaş sindire sindire ailenin haberdar olmasını daha doğru
olacağını düşündüm... annenin haberdar olması, teyzenin haberdar olması, hani
daha güvenilir insanların bilmesi. Çünkü birden bir polis falan
gelirse o
zaman bir şok, bir şey yaşayabilirler...”(Rehber öğretmen) Öğretmenler
ensesti açığa çıkarmanın kendileri için de bir risk olabileceğinden kaygılanmaktadırlar.
Kaygılarının yersiz olmadığını ensesti bildiren bir öğretmenin başına gelenler
göstermektedir. “Mesela bir
tane kızcağız vardı, bir okulun rehber öğretmeni. Bir vaka bildirdiydi.
Kızcağız.. .taşınmak zorunda kaldı, okulunu değiştirmek zorunda kaldı. Bütün
köy düşman oldu. Bir de müdür arkasında durmadı.” (Rehber öğretmen) Bu tür
durumlarda öğretmenin yalnız bırakılmaması, öncelikle okul yöneticileri tarafından
desteklenmesi önemlidir. Ancak toplumsal baskının izleri okulda da gözlemlenebilir.
Nasıl aile, cinsel istismarın ortaya çıkmasını “aile namusunun lekelenmesi” olarak
algılıyorsa, aynı zihniyetteki okul yöneticisi de okulunda ensest mağduru bir
öğrencinin olduğunun ortaya çıkmasını “okulun namusunun lekelenmesi” olarak
algılayabilir ve gizlemeyi
seçebilir.
•Sağlık
kurumları
Sağlık
kurumlarında istismarla, özellikle de çocuk istismarı ile ilgili çok disiplinli
bir birimin olup
olmaması ensestin ortaya çıkıp çıkmaması üzerinde etkilidir. 2002-2006 yılları arasında
Türkiye çocuk ihmal ve istismarına durumunda devreye girecek çok disiplinli merkezlerin
sayısı ve niteliği arttırmaya yönelik yapılan çalışma ve bu çalışma sırasında yapılan
eğitimlerin değerlendirmeleri istismarın ortaya çıkarılması ve devamınya
yapılacak müdahalelerde
merkezlerin varlığının önemini bir kez daha ortaya koymuşturtur (Ağırtan vd., 2009: 249).
Farklı uzmanlık alanlarının bir arada çalışmadığı kurumlarda ensestin gözden kaçması
mümkündür. Sağlık çalışanlarının sebebi belirsiz sağlık sorunlarının ardında istismarın
olabileceği konusunda farkındalık sahibi olmaları gereklidir. Cinsel istismara
ilişkin çocukların
verdiği dolaylı tepkilerin sağlık kurumlarında doğru değerlendirilememesi
olayın ortaya
çıkışını geciktirmekte, bazen ortaya çıkışına tamamen engel olmaktadır. Bir
adli tıp uzmanının
aktardığı olayda, 10 yaşlarında farklı şikâyetlerle defalarca okulda ve sağlık kurumlarında
izlenen bir çocuğun yaşamakta olduğu baba tacizinin ortaya çıkmasının nasıl iki yıl
geciktiği şöyle anlatılmıştır: “...Çocukta
aslında okul başarısında bir düşme var davranışlarında bir değişiklik
var, babasıyla birlikte olmak istemiyor, halbuki babası onun gelişmesi, bir erkek
olarak yetişmesi için sürekli pazarda yanında olmasını istediğini, arabayla onu
değişik yerlere götürdüğü söylemesine rağmen çocuk babadan uzaklaşıyor.
Babayla hiç yan yana kalmak istemiyor, annesinin varlığında ancak belki de
babasıyla birlikte daha rahat olabiliyor... sağlık problemleri de ortaya
çıkmış, okuldaki rahatsızlığı nedeniyle de birtakım şeyler var. Çocukta aslında sindirim
şikâyetleri var, mide bağırsak şikâyetleriyle geliyor... Aradan 1,5-2 yıl geçtikten
sonra çocuk psikiyatrisi bizden konsültasyon istediğinde biz olaya müdahil
olduk...”
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)