Translate

22 Ağustos 2013 Perşembe

Haber Örneği!!!

Antalya’da 15 yaşındaki kız çocuğunun ağabeyinin tecavüze uğrayarak hamile kaldığı, 6,5 aylık bebeğinin de annesi ve teyzesi tarafından düşürtülerek gömüldü...

Antalya'da 15 yaşındaki kız çocuğunun ağabeyinin tecavüze uğrayarak hamile kaldığı, 6,5 aylık bebeğinin de annesi ve teyzesi tarafından düşürtülerek gömüldüğü iddiasıyla ilgili davanın görülmesine devam edildi.
Antalya’da ilköğretim okulunda öğrenci olan D.S’nin (16), nüfus kaydında soyismi farklı olan öz ağabeyi Ç.U’nun (26) tecavüzü sonucu hamile kaldığı, olayı öğrenen teyzesi ile annesinin ise geçen yıl Temmuz ayında 6,5 aylık bebeğini ilaçla düşürterek gömdükleri iddiasıyla yürütülen soruşturma sonucu tutuklanan Ç.U. hakkında, "cinsel saldırı" suçlamasıyla açılan davaya Antalya 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edildi.
Bir yılı aşkın süredir tutuklu yargılanan sanık Ç.U, kardeşine tecavüz ettiği yolundaki iddiaların asılsız olduğunu yineledi.
Mahkeme Başkanı Mustafa Zeki Söğüt, duruşmada, mağdur kız çocuğu D.S’nin, Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğünce Antalya’da koruma altına alındığı yurttan bu yılın Temmuz ayında kaçtığı ve bir evde M.Ö. adlı başka bir kişinin cinsel istismarına maruz kaldığı yönünde, mahkemelerinde yeni bir dava açıldığını bildirdi.
Bu davadaki sanık M.Ö’nün tutuklu yargılandığını bildiren Başkan Söğüt, iki yargılamanın da aynı mahkemede olması nedeniyle davaların birleştirilmesine karar verildiğini açıkladı.
Sanık M.Ö. ile sanık Ç.U’nun avukatlarının birleştirme kararına itirazları ise reddedildi.
Mahkemenin birleştirme kararı gereği, duruşmaya getirilen diğer tutuklu sanık M.Ö. de hakkındaki tecavüz suçlamasını kabul etmedi.
D.S’nin, yurttan birlikte kaçtığı arkadaşı D.C. da duruşmada tanık olarak dinlenirken, Temmuz ayında doğum gününde eğlenmek için kaldıkları yurttan kaçtıklarını, geç saatlerde önceden tanıdığı arkadaşlarının evine gittiklerini söyledi. D.C, evinde kaldıkları arkadaşı A.G’nin yanında bulunan sanık M.Ö’nün, uyuşturucu kullandığını gördüğünü ancak arkadaşı D.S’yle ilişkiye girmediğini ileri sürdü.
Davada, kız çocuklarının kaçtıklarını bilmelerine rağmen ilgili yerlere bildirmedikleri gerekçesiyle yargılanan tutuksuz sanıklar A.G, H.D, ve R.D. de evde kız çocuklarıyla cinsel ilişki yaşanmadığını ileri sürdüler.
Öte yandan daha önceki duruşmalarda ağabeyine, başka bir kişiden hamile kaldığı gerekçesiyle "töre yüzünden öldürülme" korkusu yaşadığı için iftira attığını savunan mağdur D.S. ise duruşmaya katılmadı.
Duruşmanın bitiminde Mahkeme Başkanı Mustafa Zeki Söğüt’e seslenen sanık Ç.U, kız kardeşinin akrabaları tarafından Şanlıurfa’ya götürüldüğünü ifade ederek, "D.S’nin burada başına iş gelebilir" diye seslendi.
Başkan Söğüt, sanığın bu sözlerini kayda aldırdı.
Birleştirilen davanın duruşması sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar verilerek, eksikliklerinin tamamlanması ve tanıkların dinlenmesi için ertelendi.
Antalya’da geçen yıl G.S. adlı genç kızın polise başvuruyla ortaya çıkan olayda, evlerinin bahçesine gömülü olan 6,5 aylık bir ceninin cesedi bulunmuş, yapılan araştırmada, şikayetçi G.S’nin kız kardeşi 15 yaşındaki D.S’nin maruz kaldığı tecavüz nedeniyle hamile kaldığı, annesi ve teyzesinin ise bebeği ilaçla düşürterek, gömdükleri belirlenmişti.
 Olayla ilgili Ç.U. kardeşine tecavüz ettiği iddiasıyla tutuklanırken, mağdur D.S. ile sanık ağabeyi Ç.U’nun öz kardeş olduğu ancak Suriye kökenli anne ve babalarının, çocukları farklı soy isimlerle nüfusa kaydettirdikleri belirlenmişti.

http://haber.mynet.com/yasam/tuyler-urperten-bir-tecavuz-davasi-543479-1

20 Ağustos 2013 Salı

Çocuklarda mahremiyet eğitiminin önemi

Prof. Dr. Tarhan, mahremiyet eğitimi konusunda genel olarak yapılan bir yanlışa dikkat çekerek şunları söylüyor: “Siz eğer çocuğu çok steril bir ortamda, mikrop olmayan bir ortamda yetiştirirsiniz bu çocuk topluma ilk çıktığı anda, örneğin okula ilk gittiği gün hastalanacaktır. İlkokula gelinceye kadar evden çıkmamış, hiç başka yabancıyla karşılaşmamış, hiç mikropla teması olmamış bir çocuk birdenbire okula gittiği zaman karşısına çıkan ilk mikropta hasta olur. Çünkü bağışıklık kazanmamıştır. Aman hiçbir şeye dokunmasın, aman üşümesin, öksürmesin, hasta olmasın diyerek soğuğa, sıcağa çıkarılmamış, cam kavanozda büyütülmüş korunaklı bir çocuk topluma girdiği zaman, okula gittiği zaman, ufak bir düzen bozulduğu zaman hemen hasta olur. Onun için çocuğu toplumdan soyutlamak çözüm değil. Bunun gibi aynı şey psikolojik riskler için de geçerli. Aynı şekilde mahremiyet eğitiminde de çocuğa sadece bazı şeyleri yapmamasını söylemek, günah olduğunu söylemek doğru değildir. Çocuk, yanlışla karşılaştığı zaman ne yapacağıyla ilgili beceri kazanamamışsa, böyle durumlarla karşılaştığı zaman yanlış-doğru ayırımını yapamaz ve kolaylıkla özellikle ergenlik dönemine başladığı zaman hemen zevk tuzaklarına düşebilir. Böyle yetişen çocuk, örneğin kendisine öğretilenlerin dışında televizyonda bir görüntüyle karşılaştığında bocalayacaktır. Öğrendiğiyle karşılaştığı şey arasında belki de ikileme düşecektir. Oysa çocuğa zamanında böyle şeylerle de karşılaşabileceği, bunların doğru şeyler olmadığı, bunların yanlış olduğu nedenleri ve niçinleriyle anlatılsaydı çocuk bu görüntülerin yanlış olduğunu bilecek, dolayısıyla bir bocalama ve ikilem içerisinde kalmayacaktı. Anne-babalar mahremiyet konularında yasaklamak yerine, neden bu yanlışın olumsuz etkileri var, neden sakıncalı, neden bizim kültürümüzde böyle bir kural oluşmuş, bunları çocuğa büyük insan gibi gerekçeleriyle anlatmalı. Yasak, ayıp, günah lafı çocukta daha çok savunma duygusunu uyandırıyor, onu ters yöne itiyor. Onun için burada ayıp, günah, yasak sözünden daha çok, çocuğa bunun gerekçeleriyle doğrularını, yanlışlarını anlatmalı.”
(http://www.saglikekibi.com/can/cocuk-hastaliklari/psikiyatrist-prof-dr-nevzat-tarhan-cocuklarda-ensest-iliski-yaklasimi.html)

19 Ağustos 2013 Pazartesi

Kanunlarda ensest

İtalyan Ceza Kanunu 564. maddesinde yer verdiği ensesti “aile ahlakı” (morale familiare)na karşı bir suç sayarken, Alman Ceza Kanunu “Şahsi Hale, Evlilik Birliğine ve Aileye Karşı Suçlar” başlıklı bölümde (m. 173) enseste yer vermiştir. Avusturya Ceza Kanunu ise daha farklı bir boyutta, konuyu “cinsel dokunulmazlık ve cinsel özgürlük” sorunu olarak görmüştür (m. 211). İsviçre kanun koyucusu da aileye ilişkin değerleri ön plana çıkararak, Ceza Kanununun 213. maddesinde ensesti “aileye karşı” işlenen bir suç saymıştır. Suçun kapsamı, şartları kanundan kanuna değişmektedir. Örneğin İtalyan Ceza Kanunu “skandalın alenileşmesi”ni, ön şart saymıştır.

17 Ağustos 2013 Cumartesi

Haber örneği!!!

Yargı paketindeki düzenleme enseste seyirci kalan aile fertlerinin ceza almamasını öngörüyor.

Yargı paketindeki ensest suçuna ilişkin düzenleme uzmanlarca, anayasa, Çocuk Koruma Yasası ile uluslararası sözleşmelere aykırı bulundu.

Düzenlemeye göre enseste seyirci kalan aile fertlerinin cezalandırılmayacak olmasını sakıncalı bulan Ankara Barosu Çocuk Hakları Merkezi Başkanı Avukat Şahin Antakyalıoğlu, “Çocuk lehine yapıldığı söylenen bu düzenleme, yüksek yarar, yasa, sözleşme ve eşitlik ilkesine aykırı. Çocuk 18 yaşına gelene kadar ‘Sen enseste uğramaya devam et’ gibi bir şey söyleniyor” dedi.

Cumhuriyet'in haberine göre düzenlemede çocuğun yüksek yararının göz ardı edildiğini ve anayasadaki diğer hükümlerle çeliştiğini kaydeden Antakyalıoğlu, BM’nin Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesi, Avrupa Konseyi Cinsel İstismar ve Cinsel Sömürü Korunmasına Dair Sözleşmesi’ne de aykırı olduğunu söyledi. Antakyalıoğlu, “Çocuk lehine yapılacak bu düzenleme, eşitlik ilkesine de aykırıdır. Çocuk 18 yaşına veya kendini koruyabilecek düzeye gelene kadar ‘Sen enseste uğramaya devam et’ gibi bir şey söyleniyor. Demek ki ‘Sen çocuğu istismar etmeye devam et’ denilecek. Aile içinde işlenen cinsel istismar, ensest, şiddet örtbas edilecek. Anayasada yer alan ‘Devlet her türlü istismardan korur’ hükmü de ihlal ediliyor. Yani devlet, ‘Bilincine varana kadar, farkında olana kadar enseste uğrayabilirsin’ diyor” değerlendirmesini yaptı.

Ensest İlişkideTaciz Edenin Uyguladığı Baskı ve Tehdit


Taciz edenin nasıl bir baskı yöntemi sürdürdüğü, tehditkâr mı, duygu sömürüsüne ya da sırdaşlık üzerine mi kurulmuş bir taciz yolunu kullandığı mağdurun ve saldırganın kişilik özellikleriyle ilgilidir. Saldırganların mağdurları, diğer yakınlarına özellikle de annelerine ve kardeşlerine zarar vermekle tehdit ettikleri görüştüğümüz kişilerce aktarılmıştır. Saldırganlar mağdurun sessizliğini korumak için her yolu deneyebiliyor. Örneğin bir babanın, taciz ve tecavüzünün ortaya çıkmaması için ne gibi yolları denediği şöyle aktarılmıştır:
''...kız evli, boşanıyor, ailesinin yanına sığınıyor evliyken. Evlenip ayrılmış ama resmi nikâhı yok. Baba evine döndüğü zaman baba işte kızına silah zoruyla bir sefer tecavüz ediyor ve eğer söylersen anneni de öldürürüm, seni de öldürürüm şeklinde baskı altına alıyor... sürekli sözlü, bakış filan, işte gel seninle dışarda konuşalım, evlilik üzerine konuşalım, bundan sonraki hayatın üzerine konuşalım şeklinde zorla dışarı çıkarıyor…” (Psikolog)
Halasını başka bir kentteki evinde ziyaret ettiği sırada, halasının kocası tarafından tecavüze uğrayan lise öğrencisi bir kız çocuğu saldırgan tarafından olayı açığa çıkardığı takdirde öldürülmekle tehdit edilmektedir. Ancak mağdurun üzerindeki bu tehdidin yanı sıra güçlü bir toplumsal baskı vardır. Mağdur saldırıdan bir başkasına bahsetmesi durumunda halasının “yuvasının yıkılmasına” neden olmaktan çekinmektir. Ne türden şiddet yaşanırsa yaşansın evliliğin sürdürülmesi yönündeki toplumsal baskı, bu örnekteki gibi, bazı durumlarda diğer baskı türlerinin önüne geçebilmektedir.

6 Ağustos 2013 Salı

Yasalarla Çocuk Cinsel İstismarı


MADDE 103.
(1) Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismar deyiminden;
 a) On beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış,
  b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar,
(2) Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis cezasına hüküm olunur.
(3) Cinsel istismarın üstsoy, ikinci veya üçüncü derecede kan hısmı, üvey baba, evlat edinen, vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, sağlık hizmeti veren veya koruma ve gözetim yükümlülüğü bulunan diğer kişiler tarafından veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(4) Cinsel istismarın, birinci fıkranın (a) bendindeki çocuklara karşı cebir veya tehdit kullanmak suretiyle gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(5) Cinsel istismar için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.
(6) Suçun sonucunda mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması hâlinde, on beş yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hüküm olunur.
(7) Suçun mağdurun bitkisel hayata girmesine veya ölümüne neden olması durumunda, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hüküm olunur.

1 Ağustos 2013 Perşembe

Ensest'te Eğitim ve Sağlık Kurumlarının Rolü


Cinsel istismarın varlığı, farklı şekillerle mağdurun aile çevresi dışına çıkarak çeşitli kurumlarda ilişkiye geçtiği uzmanlara yansıyabilir. Mağdur doğrudan ensest şikâyetiyle okula, sağlık kuruluşlarına, kolluk kuvvetlerine, savcılığa ya da SHÇEK'e başvurabileceği gibi farklı nedenlerle bu kurumlarda bulunduğu sırada ensest ortaya çıkarılabilir. Mağdurun ensestle ilgili olsun olmasın bu kurumlara başvurduğunda olayın ne şekilde seyredeceği, mağdurla ilk karşılaşan uzmanın tabloyu nasıl değerlendirdiğine bağlıdır. Uzmanın değerlendirmesinin yanı sıra mağdurun ve/veya mağdurun yanında olan yakınının tavrı da olayın seyri için önem taşımaktadır. Bu yazıda çocukların hizmet aldığı iki temel kamu kurumunun, eğitim kurumlarının ve sağlık kurumlarının, rolüne ve sorunlarına yer vereceğiz.

•Okullar

Ensest mağduru bir çocuğun okula devam etmesi, hem çocuğun istismarı anlatabileceği bir kuruma ulaşması hem de bu kurumdaki öğretmenlerin istismarı fark edebilmesine olanak sağlamaktadır. Ancak öğretmenlerin çalışma koşullarının elverişsizliği ve donanımlarının eksikliği, bu olanağın çocuğun yararına kullanılabilmesine engel olabilir. Öğretmen, çocuğun diğer yakınları gibi, aile içerisinde cinsel istismarın olabileceğine ihtimal
vermeyebilir. Bu durumda mağdurun ensesti düşündüren sözlerini ve davranışlarını değerlendiremeyebilir. Öğretmenlerin mesleki gelişimleri sadece ensest konusuyla değil, çocuk istismarının geneliyle ilgili sistemli olarak desteklenmediğinden özellikle meslekhayatlarının ilk yıllarında sorunlar karşısında çözüm bulmakta zorluk yaşamaktadırlar. Bu durumda öğretmenlerin ensest mağduru çocukla kurdukları diyalogun her aşamasında attığı adımların doğruluğu, kendi duyarlılıkları ve çalıştıkları kurumun donanımına bağlı olarak değişmektedir. Okullarda istismar karşısında sistemli bir uygulama olmadığından aileler gibi öğretmenler de ensesti fark etmeyebilir, fark ettiğinde ne yapacağını bilemeyebilir, çocuğun yararına olabileceğini düşünerek oluşturdukları bazı stratejiler çocuğa zarar verebilir. Bir savcının okul kanalıyla kendilerine ulaşmış bir vakaya ilişkin aktarımı şöyledir: “…öğretmenine anlatmıştı o, yargılamada bir olay. Öğretmeni inanmamıştı tekrar bir başka öğretmeni, bir başka öğretmeni. Derken bir kurul halinde öğretmenler bu işin yalan olmadığı, doğru olduğu kanaatine varıp olayı intikal ettirdiler resmi mercilere, o şekilde baba tutuklandı.” Bu olayda olduğu gibi mağdurun öğretmenlerce defalarca sorgulanması çocuğu yıpratmıştır. Ayrıca böyle durumlar çocuğun korkarak ve kendisine inanılmadığını düşünerek olayı gizlemesine de neden olabilmektedir. Bir rehber öğretmen ise meslektaşının kendisine anlattığı bir olayda ensest mağduru bir öğrencisini yönlendirmede nasıl zayıf kaldığını şu sözlerle anlatmıştır: “...sekizinci sınıfta bir öğrencisiydi... görüşmeler ilerledikçe altından böyle bir vaka çıktığını anlattı. Bunu babasının yaptığını anlattı. Babasının çok baskıcı, otoriter, kesinlikle ama kesinlikle ortaya çıkarsa çocuğu öldürebilecek yapıda falan olduğundan bahsetmişti... ve kendisini çaresiz hissettiğini... bir yere yönlendiremediği ve böyle bir durumla kendi başına mücadele etmek durumunda kalışından bahsetmişti. Onu dinleyerek en azından biraz katkı sağlamaya çalışıyorum falan demişti.” Öğretmenlerin çocuğun ve kendilerinin güvenliğinin tehdit altında olduğuna inandıkları durumlarda verdikleri rehberlik hizmeti, olayı açığa çıkarmak yönünde adım atmak, çocuğu ve aileyi bu yönde adım atmaya yönlendirmek yerine çocuğa dert ortağı olmakla sınırlı kalabilmektedir. Aile dışından biriyle paylaşılmasına rağmen istismar olayının devam etmesi, saldırganın cesaretini, mağdurun ise çaresizlik hissini arttıran bir durumdur. Öğretmenler olayın açığa çıkmasının yaratacağı tepkiden de kaygı duyabilmektedirler. “...ben bunları yavaş yavaş sindire sindire ailenin haberdar olmasını daha doğru olacağını düşündüm... annenin haberdar olması, teyzenin haberdar olması, hani daha güvenilir insanların bilmesi. Çünkü birden bir polis falan
gelirse o zaman bir şok, bir şey yaşayabilirler...”(Rehber öğretmen) Öğretmenler ensesti açığa çıkarmanın kendileri için de bir risk olabileceğinden kaygılanmaktadırlar. Kaygılarının yersiz olmadığını ensesti bildiren bir öğretmenin başına gelenler göstermektedir. “Mesela bir tane kızcağız vardı, bir okulun rehber öğretmeni. Bir vaka bildirdiydi. Kızcağız.. .taşınmak zorunda kaldı, okulunu değiştirmek zorunda kaldı. Bütün köy düşman oldu. Bir de müdür arkasında durmadı.” (Rehber öğretmen) Bu tür durumlarda öğretmenin yalnız bırakılmaması, öncelikle okul yöneticileri tarafından desteklenmesi önemlidir. Ancak toplumsal baskının izleri okulda da gözlemlenebilir. Nasıl aile, cinsel istismarın ortaya çıkmasını “aile namusunun lekelenmesi” olarak algılıyorsa, aynı zihniyetteki okul yöneticisi de okulunda ensest mağduru bir öğrencinin olduğunun ortaya çıkmasını “okulun namusunun lekelenmesi” olarak algılayabilir ve gizlemeyi seçebilir.

Sağlık kurumları

Sağlık kurumlarında istismarla, özellikle de çocuk istismarı ile ilgili çok disiplinli bir birimin olup olmaması ensestin ortaya çıkıp çıkmaması üzerinde etkilidir. 2002-2006 yılları arasında Türkiye çocuk ihmal ve istismarına durumunda devreye girecek çok disiplinli merkezlerin sayısı ve niteliği arttırmaya yönelik yapılan çalışma ve bu çalışma sırasında yapılan eğitimlerin değerlendirmeleri istismarın ortaya çıkarılması ve devamınya yapılacak müdahalelerde merkezlerin varlığının önemini bir kez daha ortaya koymuşturtur (Ağırtan vd., 2009: 249). Farklı uzmanlık alanlarının bir arada çalışmadığı kurumlarda ensestin gözden kaçması mümkündür. Sağlık çalışanlarının sebebi belirsiz sağlık sorunlarının ardında istismarın olabileceği konusunda farkındalık sahibi olmaları gereklidir. Cinsel istismara ilişkin çocukların verdiği dolaylı tepkilerin sağlık kurumlarında doğru değerlendirilememesi olayın ortaya çıkışını geciktirmekte, bazen ortaya çıkışına tamamen engel olmaktadır. Bir adli tıp uzmanının aktardığı olayda, 10 yaşlarında farklı şikâyetlerle defalarca okulda ve sağlık kurumlarında izlenen bir çocuğun yaşamakta olduğu baba tacizinin ortaya çıkmasının nasıl iki yıl geciktiği şöyle anlatılmıştır: “...Çocukta aslında okul başarısında bir düşme var davranışlarında bir değişiklik var, babasıyla birlikte olmak istemiyor, halbuki babası onun gelişmesi, bir erkek olarak yetişmesi için sürekli pazarda yanında olmasını istediğini, arabayla onu değişik yerlere götürdüğü söylemesine rağmen çocuk babadan uzaklaşıyor. Babayla hiç yan yana kalmak istemiyor, annesinin varlığında ancak belki de babasıyla birlikte daha rahat olabiliyor... sağlık problemleri de ortaya çıkmış, okuldaki rahatsızlığı nedeniyle de birtakım şeyler var. Çocukta aslında sindirim şikâyetleri var, mide bağırsak şikâyetleriyle geliyor... Aradan 1,5-2 yıl geçtikten sonra çocuk psikiyatrisi bizden konsültasyon istediğinde biz olaya müdahil olduk...”